Çarşamba, Ocak 12

Sırat-ı Müstekim Ne Demektir?

Kısaca; Allah'ın Kuran-ı Kerim'de beyan ettiği dosdoğru yol demektir.

1/Fatiha suresi'nin 6. ayetinde özellikle belirtilmektedir; "Bizi doğru yola ilet." Bu ayet her gün milyarlarca Müslüman tarafından defalarca okunmaktadır.

36/Yasin suresi 61. ayetinde de "Bana kulluk edin, doğru yol budur." denmekte,

43/Zuhruf suresi 43. ayetinde ise "Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin." denmektedir.

Allah'ın kullarına öğütlediği Sırat-ı Müstakim (dosdoğru yol) üzerinde sapasağlam ve dik biçimde yürümek ancak Kuran-ı Kerim'e sıkı sıkıya sarılmakla mümkündür, bunu bilen İblis de bu yol üzerinde durmaktadır, 7/Araf suresi-16'dan mealen:
Dedi ki: "madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."
Bu ayet de gösteriyor ki; İblis, Allah yolunda olanlara daha çok musallat olmaktadır. Allah'ın iyi kullarını ödüllendireceği Cennet'e varmak için yaratılıştan beri süregelen iyi ile kötünün çekişmesinde saf tutup mücadele etmek elbette kolay olmayacaktır ama Allah'ın dilediği gibi bir kul olmak ve öngörülen ödülü kazanabilmek için işimizi kolaylaştıracak bir kılavuzumuz var; Kuran-ı Kerim.

Salı, Ocak 11

Kuran'a Göre Hanif Kavramı

Kuran-ı Kerim'de 12 farklı ayette geçen bir kavramdır ve Kuran'a göre Allah'ı birleyen - Allah'ı tek tutma manasına gelmektedir. Ehli Sünnet anlayışına göre ise "İslam'dan önceki tek tanrılı din anlayışı" (Monoteizm) olarak tanımlanır.

Geleneksel Ehli Sünnet anlayışında Allah'a iman etmenin tek yolu Müslüman kavramı üzerinedir ve bu anlayış içerisinde tüm kural ve yöntemler belirlenmiştir, aksi bir düşüncenin olmasına müsaade edilmemektedir. Elbette Allah katında din tamamlanmıştır ve adı da İslam'dır, dolayısıyla bu dine tabi olan herkes Müslüman olarak tanımlanır. Zaten Müslüman kavramının kelime manası İslam dininden olan, İslam'a inanan anlamındadır. Hem Kuran ayetlerinde bir kavramla daha karşılaşıyoruz ki o da Mümin kelimesidir, bu kelime de imana yönelmiş anlamına gelmektedir.

Hanif olmak, Müslüman olmak ve Mümin olmak arasında belirgin bir fark vardır; bu farkı görebilmek için kavramların barındırdıkları mahiyetleri iyi bilmek gerekir:
  • İslam dininden olan herkes Müslümandır
  • Canıyla ve malıyla kendini dine veren ve Allah rızasını kazanma gayretinde olanlar da Mümindir
  • ya Hanif?

Pazar, Ocak 9

Muhkem ve Müteşabih Ayetler

Bunlar Kuran-ı Kerim'de geçen birer kavramdır ve kitaptaki ayetlerin niteliklerini ifade etmektedirler.

Muhkem, kitaptaki birçok ayetin açık ve anlaşılır olduğunu belirtmek için; Müteşabih ise farklı anlamları olan, iç-içe geçmiş ayetler olarak da nitelenen, mecazi anlam ihtiva eden ve belli bir uzmanlık gerektiren (farklı ilim konularında olabilir) ayetleri ifade etmektedir.

Kuran'da Peygamberler (Nebi ve Resul Ayetleri)

Kuran'da övgüyle bahsedilen bir çok ismin genel olarak peygamber olduğu kabul edilir. Oysa ki peygamber kavramı farsçadır ve "haber getiren" manasındadır. Kuran'nın orijinal halinde ise peygamber diye meallendirilenlerin aslında ya "nebi" ya da "resul" olarak kullanıldığını görmekteyiz (nebi ya da resul diye anılmadığı halde peygamber diye meallendirilenler de var).

Kuran'da geçen nebi kavramı; arapçada "haberci/haber getiren" anlamındadır, tıpkı aynı anlama gelen farsçadaki peygamber sözcüğü gibi.

Geleneksel anlayışta nebi ile resul kavramlarının eş anlamlı olduğu söylenmektedir ama bu tam anlamıyla doğru değildir; lakin resul kavramının kelime manası da tam olarak "elçi" demektir.

Kuran'da Beyyine Kavramı ve Resul İlişkisi

Beyyine kavramı TDK'da şöyle tanımlanır;
1. Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem.
2. Duruşma sırasında bir düşünceyi gerçekleştirmek için başvurulan belge, kanıt, tutanak, delil.

Kuran-ı Kerim'de ise bir sure adı olduğu gibi (98/Beyyine Suresi), başka surelerdeki bir çok ayetlerde de geçen bir kavramdır, çoğunlukla da Resul'ler hakkındaki açıklamalarda geçer.

Kuran-ı Kerim'de Resul (elçi) olarak nitelenen kişilerin Beyyine'lerle (açık delil) beraber geldikleri bir çok ayette bildirilmektedir. Bu da gösteriyor ki, "resul" olduğu iddiasındaki kişi geldiği toplumda "beyyine" ile beraber geldiği görülmektedir. Bu beyyine (açık delil) herhangi bir mucize, ayet, inek, deve veya bunlar gibi toplumun açıkça görüp algılayabileceği şeyler olabilecektir. Resul kavramının geçtiği bir çok ayette beyyine kavramının da birlikte geçmesi bu delilleri bize göstermektedir.

Cumartesi, Ocak 8

Besmele "Bismillah"

 ب

“Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîym”

İslam dininin en mühim sözlerinden biri de kısaca Besmele dediğimiz "Bismillahirrahmanirrahîm" sözüdür, hayırlara vesile olmasını dilediğimiz her amele başlamadan önce bu sözü söyleriz.


Bu söz, Kuran-ı Kerim'in özeti niteliğindeki 1/Fatiha Suresi'nin de ilk ayetidir, bununla beraber 27/Neml Suresi'nin 30. ayetinde de geçmektedir ve böylece Kuran'da sayılı olarak iki ayette geçtiğini gömekteyiz.

Kuran-ı Kerim'de 114 sure ve 114 tane de Besmele vardır (yaygın olan geleneksel nüshalarda) ama 9/Tevbe Suresi hariç her sure de Besmele ile başlamaktadır, sure sayısı ile Besmele sayısının denk düşmesinin sebebi ise 27/Neml Suresi'nin hem Besmele ile başlaması, hem de 30. ayetinde tekrar geçmesinden dolayıdır.
1/Fatiha-1: Rahmân Rahîm Allah'ın adıyla.
27/Neml-30: Evet o Süleyman'dan gelen bir mektup ve şöyle (başlıyor): "Rahman Rahîm Allah'ın adıyla:
Bu tılsımlı sözün İslam'ın baş kaidesinden biri olduğunu biliyoruz ve 27/Neml-30'la beraber Hz. Süleyman'dan beri kullanıldığını görüyoruz ama 11/Hud-41. ayetle de görüyoruz ki Hz. Nuh'tan beri kullanılması öğütlenmektedir:
11/Hud-41: Sonunda (Nuh) "Haydi, ona binin!" talimatını verdi; "yol alması da, demir atması da Allah'ın adıyla olsun: gerçek şu ki, benim Rabbim elbette tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet kaynağıdır."
Mealde geçen Allah'ın adıyla sözü ilgili ayetin orijinalinde "bismillahi" olarak geçer ve bu da gösterir ki  Allah'la kul arasındaki iletişim anahtarı Besmele olagelmiştir.

Cemaatle kılınan namazlarda bir imamn vekil tayin edilmesi şarttır ve vekaleti alan imam da bizim adımıza okumamız gerekenleri okur, elbette farkedilmiştir ki 1/Fatiha suresinin ilk ayetini imam okumaz ve onun okunmasını bize bırakmaktadır, demek ki Hz. Muhammed'in en önemli sünnetlerinden biri olan bu kaidede görüyoruz ki Allah'la kul arasındaki iletişimde vekalet bulunmamaktadır.

Mustafa İslamoğlu'nun "Hayat Kitabı Kur'an Gerekçeli Meal-Tefsir" adlı eserindeki ilgili ayetin dipnotunda muhteşem bir örnek bulunmaktadır, eserin tek cilt olan versiyonunun 2. sayfasında şöyle Besmele ifadelendirilmektedir:
Eğer Kur'an'ı muhteşem bir site kabul edersek, Fatiha bu sitenin ana kapısı, besmele de o kapının anahtarıdır. Besmele, kulluk listesinin altına atılan imzadır. Besmele Allah'la ve Allah'lı yapmaktır. Besmele O'nun sayesinde ve O'nun verdiği imkan ve güçle yaptığının bilincinde olmaktır. "Senin verdiklerinin farkındayım, senden bağımsız bir varlık alanı düşünmüyorum" demektir.
 Bu ayet İstiaze (sığınmak) ayeti olarak anılan 16/Nahl-98. ayet ile de ilgili olduğu malumdur:
16/Nahl-98: BUNDAN böyle Kur'an okuyacağın zaman, öncelikle kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Bu ayet, Kuran'dan herhangi bir pasaj okunacağı zaman şeytandan Allah'a sığınmayı öğütleyen tek ayettir ve  "E’ûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm" olarak kullanılagelmektedir, Besmele de bu sözün ardından okunmaktadır.